Recebiye in Gönül Köşesi:
Bayramlar… Çocukluğumuzun en güzel sabahlarıdır aslında.
Erkenden kalkılan, mis gibi kolonya kokan evler…
Kapıda bekleyen ayakkabılar, mutfaktan yükselen telaş, büyüklerin yüzündeki tatlı yorgunluk…
Kurban Bayramı sadece bir ibadet değildir benim için.
Bir hatırlayıştır.
İnsanın insana yeniden yaklaşmasıdır.
Kırgınlıkların susup, gönüllerin konuştuğu vakittir.
Şimdi düşünüyorum da…
Eskiden bayramlar daha mı başka yaşanırdı, yoksa bizim kalplerimiz mi daha kalabalıktı?
Bir sofraya kaç kişi sığardı bilinmezdi ama kimse dışarıda bırakılmazdı.
Bir tabak et, bir tas çorba komşudan komşuya giderdi.
Kapılar kilitlenmez, gönüller kapanmazdı.
Kurbanın özü paylaşmaktır aslında.
Sadece eti değil…
Sevgiyi paylaşmak, merhameti çoğaltmak, bir yetimin başını okşamak, bir yaşlının kapısını çalmaktır.
Çünkü bazı insanların en büyük kurbanı yalnızlıktır.
Bugün herkesin içinde görünmeyen yaralar var.
Kimi evladına hasret, kimi annesine…
Kimi bir mezar başında sessizce bayram ediyor, kimi eksik bir sandalyeye bakıp iç çekiyor.
Bayram dediğin biraz da yoklukların içindeki varlığı fark etmektir.
Ve hayat bize her bayram şunu fısıldıyor:
İnsan biriktirdiği eşyalarla değil, dokunduğu kalplerle zenginleşiyor.
O yüzden bu bayram;
Kırgın olduğumuz kapıları yeniden çalalım.
Bir çocuğun cebine harçlık kadar umut bırakalım.
Bir yaşlının elini biraz daha uzun tutalım.
Ve sevdiklerimize sarılırken acele etmeyelim.
Çünkü bazı bayramlar son görüş olur, insan sonradan anlıyor…
Bu bayram sofralarınız bereketle, evleriniz huzurla dolsun.
Kalbinizdeki bütün kırık yerler sevgiyle iyileşsin.
İyi bayramlar…
Gönlünüzden geçen bütün dualar kabul olsun.
